Kürdistan Sosyalist Partisi 15.06.2025 tarihinde Diyarbakır'da "Kürt Meselesinde Federal Çözüm" şiarıyla 4. Büyük Olağan Kongresini gerçekleştirdi. PSK Genel Başkanı Bayram Bozyel Kongrede yaptığı konuşmasında Kürt halkının tarihi bir eşikten geçtiğinin altını çizidi.
Bozyel'in konuşmasının tamamı.
Sayın Divan
Çok değerli misafirler,
Siyasi Parti ve Sivil Toplum Örgütlerimizin değerli
temsilcileri
Basının kıymetli çalışanları,
PSK’nin fedakar ve yiğit üyeleri,
Sevgili mücadele arkadaşlarım,
Kürdistan Sosyalist Partisi 4. Büyük Kongresine hoş
geldiniz.
Hepinizi en içten duygularla, sevgiyle, saygıyla
selamlıyorum.
Kürdistan Sosyalist Partisi 4. Büyük Kongresi’nin
partimiz ve halkımız için hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli dostlar,
Partimizin 4. Büyük Kongresi hem parti tarihimiz hem
de ulusal özgürlük mücadelemiz açısından önemli tarihi dönemeçlere denk
düşüyor.
Bu
yıl PSK’nin kuruluşunun üzerinden 51 yıl geçti
Yarım asrı aşan PSK’nin mücadele tarihi insanüstü
fedakarlıklar, davaya adanmışlıklar ve yiğitçe mücadelelerle yoğrulmuştur. Söz
konusu mücadele tarihi kutsaldır, soyludur, saygındır.
PSK halkımızın bir parçasıdır, halkımızın engin bağrında,
Kürdistan’ın bereketli topraklarında büyüyerek bugünlere ulaşmıştır. PSK, geçen
yüzyılda kah hızlanan, kah ağır ve sesiz bir nehir gibi özgürlük menziline
doğru kararlılıkla akmaya devam etmiştir.
Bugün gerçekleştirdiğimiz 4. Büyük Kongre
vesilesiyle PSK’nin 51 yıllık onurlu mücadelesinde yaşamını yitiren yoldaşlarımızı
saygı, sevgi ve minnet duygularla anmak istiyorum. Onlar ölümsüzdür, onlar
geleceğimizi ve umudumuzu aydınlatmaya devam ediyorlar.
Bu
yıl aynı zamanda Kürdistan’ı parçalayan ve halkımıza köleliği dayatan Kürt
karşıtı düzene ilk itiraz ve direniş olan 1925 Şeyh Sait Hareketi’nin 100. yıl
dönümü. Bundan yüz yıl önce Kürt ulusal direnişinin
liderleri Şeyh Sait, Cibranlı Halit, Yusuf Ziya ve Doktor Fuad gibi yüzlerce
Kürt lideri 29 Haziran’da düşman hukuku çerçevesinde şehit edildi.
Şehadetlerinin 100. Yılında Şeyh Said şahsında bütün
Kürt liderlerini saygıyla anmak istiyorum. Onlar sonsuza kadar yolumuzu
aydınlatmaya devam edecekler.
Değerli misafirler,
Bir
Çağ Kapanıyor
Bundan yaklaşık yüz yıl önce, Birinci Dünya Savaşı ardından
dünyada ve Ortadoğu’da yeni bir düzen kuruldu.
Ortadoğu, bölgenin tarihsel ve sosyolojik gerçekleri yerine emperyalist
güçlerin çıkarlarına göre dizayn edildi.
Sykes Picot Antlaşması ile başlayan, Paris Barış Konferansı ve Lozan
Antlaşması ile devam eden pazarlıklar sonucunda Ortadoğu’da kurulan düzenin en
büyük mağduru Kürtler oldu. Ülkeleri Kürdistan dörde bölündü, Kürt halkının
ulusal dokusu parçalandı.
Eşyanın tabiatına aykırı kurulan bir düzenin bölgeye
barış ve istikrar getirmesi beklenemezdi.
Çünkü ilk döğme yanlış iliklenmişti.
Bunun sonucu ise yüz yıllık zincirleme savaş ve
istikrarsızlık oldu.
İran, Irak ve Suriye bir yana, Türkiye yüz yıl
boyunca Kürt halkının ulusal varlığını yok etmek, Kürt kimliğini ortadan
kaldırmak için her yönteme başvurdu. Kürt diline dönük çağdışı bir asimilasyon
politikası uygulandı, Kürtlerin mezarları bile yok edildi.
Kürt halkı ise geçen yüz yıl boyunca ulusal baskı ve
sindirme politikalarına karşı kesintisiz ve meşru bir direniş gösterdi.
Sonuç ortada. Bu savaşta kazanan yok. Kaybeden ise
hem Kürtler hem Türkler oldu.
Geçen yüzyılda Kürtler her türlü mezalim, işkence ve
katliama uğrarken, Türk toplumu da çağdaş, demokratik ve insanca yaşam
koşullarından yoksun kaldı. Kürt karşıtı politika Türkiye’de militarizmi ve
ırkçılığı güçlendirirken, toplumsal yaşamda çürüme, siyasette yozlaşma,
ekonomik alanda büyük bir çöküşe yol açtı.
Yüz yıllık deneyimden çıkan sonuç açıktır; İnkar,
asimilasyon ve göçertme politikaları çökmüştür.
Çöken sadece Türkiye’nin izlediği Kürt karşıtı politikalar da değil.
Aynı zamanda yüz yıl öce Sykes Picot Antlaşması ile
temelleri atılan Ortadoğu’daki nizamın da sonuna gelinmiştir.
Gramsci’nin dediği gibi eskisi öldü, yenisi ise
henüz doğmadı. Gelecek olanın nasıl olacağını bilmiyoruz. Sadece bazı
işaretlere bakarak yeni bir düzen arayışından söz edebiliriz.
Ortadoğu’da
Yeni Bir Düzen Arayışı
Değerli Arkadaşlar,
Geçen yüzyılın başında Ortadoğu’da kurulan düzenin
barış ve istikrar getirmediğini büyük güçlerin sözcüleri de artık itiraf
ediyorlar. Başta yanlış iliklenen düğmenin sonucu yüz yıllık çatışma, savaş ve
kaos oldu. Kürt karşıtlığı üzerine kurulan düzen sürdürülemez hale gelmiş
durumda.
1990 ve 2003 Birinci ve İkinci Körfez Savaşları
sonrası Saddam Rejimi yıkıldı ve ülkemizin Güney Parçası özgürlüğüne kavuştu. Güney Kürdistan’da halkımızın elde ettiği
kazanım özgürlüğe ve zafere olan inancımızı artırdı.
Gelinen aşamada ise Ortadoğu’da köklü bir altüst
oluş yaşanıyor. Yeni düzen arayışı hız kazanmış bulunuyor.
Suriye’de
halkımızın önüne yeni fırsatlar çıkmıştır
07 Ekim 2023’ten sonra İran ve ona bağlı milislerin
aldığı darbe Ortadoğu’da yeni bir düzen arayışının ilk işaretleri sayılabilir.
08 Aralık 2024 tarihinde Esat rejiminin yıkılması ise bu yönde atılmış önemli
bir gelişmedir. Esat rejiminin yıkılması ile Rojava Kürdistanı’nda halkımızın
önüne tarihi bir fırsat çıkmıştır.
Suriye’de Kürt halkı özgürlüğe her zamankinden daha
çok yakındır. Rojava’da Kürt halkının siyasi bir statüye kavuşması en başta ulusal
birliğin kurulmasından geçer. Bu çerçevede son dönemde Suriye’deki Kürt
tarafların yakınlaşma çabalarını çok değerli buluyoruz.
Sayın Mesud Barzani ile Mazlum Kobani görüşmesi ile
başlayan ve 27 Nisan Kamışlo Konferansı ile devam ulusal birlik girişimlerini
selamlıyoruz.
04 Haziran’da Şam’la müzakere edecek bütün Kürt
siyasi aktörlerin içinde yer aldığı Kürt Heyeti’nin oluşmasını son derece
önemli buluyoruz. Birlik içinde ve ulusal bir strateji etrafında hareket
etiklerinde Kürtler hem hak ettikleri ulusal bir statüyü elde edebilir hem de
demokratik, çoğulcu ve seküler bir Suriye’nin inşasında etkin bir rol oynayabilirler.
Geçen yüzyılın başında Kürt aydınlarını barındıran,
Bedirhanileri, Cemilpaşazadeleri, Hacoları, Menduh Selim Beyden Nuri Dersimi’ye,
Nurettin Zaza, Kadri Can, Osman Sabri’ye varan Kürt liderlerine kucak açan, Kürt
aydınlanmasının öncüsü Hawar ve Ronahî’ye ev sahipliği yapan Batı Kürdistan halkımızın
geldiği nokta onur vericidir. Onlara desteğimiz tamdır. Yüreğimiz ve beynimiz
onlarla birlikte…
Bölgesel
Gelişmelerin Türkiye’ye Yansımaları
Değerli dostlar
Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler doğal olarak Türkiye’yi
de etkiliyor.
Elbette Türkiye’nin Kürt meselesinde izlediği inkar
ve savaş politikasından dolayı yaşadığı tıkanma yeni değil. Kürt meselesinin
çözümsüzlüğünden kaynaklanan ekonomik, sosyal, siyasal çok yönlü kriz
Türkiye’yi tam bir darboğaza sokmuştur.
İçerde ve dışarda yaşanan gelişmelerin etkisiyle
Türkiye son dönemde yeni bir arayışın içine girmiştir. Geçen Ekim ayında
Bahçeli’nin çağrısı ve 27 Şubat’ta Öcalan’ın açıklamasıyla devam eden süreç PKK’nin
kendini fesh etme ve silahları bırakma kararı ile sonuçlanmıştır.
Uzun zamandan beri Kürt halkına zarar veren,
siyaseti bloke eden, Güney ve Batı Kürdistan’a saldırı için Türkiye’ye bahane
sunan silahların bırakılması olumludur.
Öte yandan devlet yetkilileri yaşananları Terörsüz
Türkiye süreci olarak nitelendirmekte ve bununla Kürt meselesinin çözüldüğünü
iddia etmektedirler. Kürt meselesini PKK ile özdeşleştirmek ve silahların
bırakılmasıyla sorunun çözüldüğü iddia etmek büyük bir yanılgıdır. Kürt
meselesi PKK ile başlamadığı gibi PKK’nin kendini fesh etmesiyle de çözülmüş
olmaz.
Devleti
yönetenlere çağrımız
Ortadoğu’nun yeniden dizayn edildiği, silah ve
şiddetin devreden çıkma ihtimalinin yükseldiği bir süreçte Türkiye’yi
yönetenlere çağrıda bulunuyoruz.
Türkiye, Kürt meselesinde izlediği inkar ve şiddet
politikalarından dolayı yüz yıl kaybetti. Meselenin etrafında dolanarak,
gerçekleri çarpıtarak, çözümsüzlükte ısrar ederek Kürtlerin ve Türklerin bir
20-30 yıl daha kaybetmesine izin vermeyelim. Buna kimsenin tahammülü yok.
Kürt meselesini çözdüm demekle çözülmez, yok demekle
ortadan kalkmaz, güneş balçıkla sıvanmaz. Kürtler özgürlüğe kavuşmadıkça Türk
halkının özgürlüğe, ekonomik refaha ve gün yüzüne kavuşması mümkün değil.
Tarihsel deneyimler göstermiştir ki “Başka bir ulusu
ezen ulus özgür olamaz”.
Gelin, Kürt meselesinin çözümü için önce güçlü bir
irade ortaya koyalım.
Ardından Kürt meselesinin adını doğru koyalım.
Kürt meselesi Kürt halkının ulusal demokratik
haklarına kavuşması ve Kürdistan’da federe bir statüye kavuşma meselesidir.
Benzer şekilde Öcalan’ın statü talebinden vazgeçen
yaklaşımı da kabul edilemez. Statü talebi, Kürtlerin kendi ülkelerinde özgürce
yaşamanın vazgeçilmez koşuludur.
İki
Aşamalı Çözüm Planımız
PKK’nin silah bırakmasıyla Kürt meselesi çözülmez, ancak
çözümü kolaylaştıran bir iklimin oluşmasına yol açabilir. Şiddetin gölgesinin
kalktığı bir iklimde Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla tartışılması ve
eşitlikçi bir çözüme kavuşması için uygun bir zemin yakalanabilir.
Bir PSK olarak Kürt Meselesinin çözümü iki aşamalı
bir plan öneriyoruz.
a)
Birincisi
şiddetten arınmış demokratik bir zeminin inşasıdır
Kürt meselesinin bütün boyutlarıyla tartışılması ve
bütün kesimlerin katılımıyla çözüme kavuşması için kapsamlı bir yol temizliğine
ihtiyaç var.
Bu kapsamda silah bırakanların sosyal ve siyasal yaşama
katılımı, siyasi nedenlerle içerde olanların serbest bırakılması, görevlerinden
alınan belediye başkanlarının göreve dönmesi için gerekli adımlar hızla
atılmalıdır. Her türlü askeri ve siyasi operasyonlar son bulmalı, düşünce ve
ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırılmalıdır. Kürdistan Partileri hakkında
açılan kapatma davaları düşürülmeli,
ifade ve örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün bariyerler kaldırılmalı,
hukuk güvenliği sağlanmalıdır. Özgür, demokratik, hukukun egemen olduğu
eksiksiz demokratik bir ortam oluşturulmalıdır.
b)
Kürt
Halkının varlığını tanıyan yeni bir anayasa yapılmalıdır
Kürt meselesinin kalıcı ve eşitlikçi çözümü Kürt
halkının ulusal varlığını ve ulusal olmaktan kaynaklanan haklarını içeren yeni
bir anayasa yapmakla mümkündür
Bunun için parlamento içinde ve dışındaki bütün
siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının, sivil
inisiyatiflerin, etnik ve dini gruplar ve aydınların katılımı ile yeni bir
anayasa tartışması başlatılmalıdır. Anayasa yapım süreci açık, şeffaf, toplumun
tüm katmanlarına açık olmalıdır.
Yapılacak yeni anaya Türkiye toplumunun çok uluslu,
çok dinli, çok kültürlü yapısına uygun; çoğulcu, demokratik ve evrensel
demokrasi standartları esas almalıdır. Yapılacak yeni anayasa Avrupa Yerel
Yönetimler Özerklik Şartı ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası
sözleşmelerle uyum içinde olmalıdır.
Yapılacak yeni anayasa değişmez maddeler içermemeli,
boş beyaz bir sayfaya (tabula rasa) yazılmalı, uzlaşı ve müzakereyi esas alan
toplumsal bir sözleşme niteliğinde olmalıdır.
Yapılacak yeni anayasada Kürt halkının varlığı tanınmalı,
Kürtçe eğitim ve resmi dil olarak kabul edilmeli, Kürtlerin, ülkeleri Kürdistan’da
kendilerini özgürce yönetmesine imkan tanımalıdır. Öte yandan yapılacak anayasa
Kürt halkına yüz yıldır uygulanan her türlü ayrımcılığın insani, ekonomik,
hukuki, sosyal, kültürel yıkıcı sonuçlarını giderecek düzenlemeler içermelidir.
Biz PSK olarak yapılacak yeni anayasanın aynı zamanda
Türkiye toplumunun bütün kesimlerinin insanca ve onurlu yaşam taleplerini
karşılamasını savunuyoruz. Yeni bir anayasa Alevilerin, bütün etnik ve dini
toplulukların etnik ve kültür taleplerine yanıt vermeli, çoğulcu, katılımcı,
özgürlükçü, hukukun üstünlüğüne bağlı, ayrımcılığı ret eden, barışsever, sosyal
adaleti, insan onuruna saygıyı temel alan bir anlayışla yapılmalıdır.
Böyle bir anayasaya denk düşen
idari, hukuki ve siyasi sistemin federal bir sistem olduğunu düşünüyoruz.
Ahmedê Xani’nin
Vasiyeti; Ulusal Birlik
Değerli dostlar
Öngördüğümüz hedeflerin gerçekleşmesini devletten
bekleyemeyiz. Altın kural şudur; hak verilmez alınır. Başarmanın biricik
anahtarı birliktir, bir olmaktır. Bugüne kadar hakkıyla yapamadığımız şey
budur. Bunu başarmak zorundayız. Bunun
için tek yol gücümüzü birleştirmekten geçer. Farklılıklarımızı zenginlik
sayarak bütün Kürt siyasi aktörlerin ulusal talepler etrafında güçlü bir birlik
oluşturması tarihi bir görevdir. Gücünü
birleştirmiş, iç bünyesi güçlü bir halka hiç kimse diz çöktüremez. Halkımız
bizden bunu istiyor. Koşullar ulusal birlik ihtiyacını yakıcı hale getiriyor. Gücümüzü
birleştirdiğimizde hem halkımız için güçlü umut yaratabilir hem de haklı
davamızı ve ulusal taleplerimizi muhataplarımıza kabul ettirebiliriz.
Bu dünyada haklı olmak yetmiyor, kabul görmemiz için
güçlü olmamız gerekiyor. Gücümüzü birleştireceğiz ve özgülüğü mücadeleyle
kazanacağız.
Kürdistan Sosyalist Partisi geçmişte olduğu bundan
sonra da ulusal birlik çabalarında samimi, sorumlu ve ilkeli davranmaya devam
edecektir.
Şimdiye kadar ulusal birliği başaramamamız, bundan
sonra başaramayacağımız anlamına gelmez.
Yaşadıklarımız kader değildir, bu konudaki makus talihimizi tersine
çevirmek elimizdedir.
Bu vesileyle gelin bir kez daha büyük Filozof Ahmedê
Xani’nin 330 yıl önceki ittifak konusunda çığlığına kulak verelim.
Ger dê hebuwa me
îttîfaqek
Vêkra bikra me înqiyadek
Rom û ‘Ereb û ‘Ecem bi temamî
Hemiyan ji me ra dikir
xulamî
Tekmîli dikir me dîn û dewlet
Teshîli dikir me îlm û hîkmet
Em jî li vir soz didin
Babayê Xan’iyê mezin û dibêjin;
Ji niha û pê ve em ê yekîtî û hevkarîya xwe
pêk bînin
Em ê li hev werin û tifaqa xwe çêbikin
Hemî Romî, Ereb û Faris
Ew ê hemî bi rêzdarî li me vegerin
Wê hingê em ê hem ol û hem jî dewlet temam
bikin
Wê hingê em ê hem zanîn û hem jî şarezayiyê bi
dest bixin
Kürdistan’ın
Dört Parçası Arasında Koordinasyon İhtiyacı
Değerli dostlar,
Ortadoğu’da yaşanan son gelişmeler Kürdistan’ın dört
parçasını eş zamanlı olarak etkiliyor.
Suriye’de Esat rejiminin yıkılmasından sonra şimdi
çanlar İran rejimi için çalıyor. Her gün onlarca Kürt gencini acımasızca idam
eden teokratik İran rejiminin sonu uzak değil. Doğu Kürdistan’daki halkımız
özgürlük için tetikte bekliyor.
İran’ın bölgedeki etkisinin kırılması ve Haşdi Şabi
güçlerinin tasfiyesi Güney Kürdistan halkımıza rahat bir nefes aldıracak ve
bölgede daha etkili olmasına kapı aralayacaktır.
Suriye, İran ve Irak’taki gelişmelerin Türkiye’deki
süreci Kürtlerin lehine etkilemesi kaçınılmazdır.
Başka bir ifadeyle dört parçada halkımızın kaderi
hiç olmadığı kadar içiçe geçmiştir.
Bütün bu gelişmeler Kürdistan’ın dört parçasındaki
Kürt siyasi aktörlerinin yakınlaşmasını ve ortak ulusal bir strateji etrafında
birleşmelerini zorunlu kılıyor.
Bu çerçevede PSK olarak Kürdistan’ın dört parçasındaki
partilerin katılımıyla bir Ulusal Konferansın toplanmasını öneriyor ve bunu
yakıcı bir görev olarak kabul ediyoruz.
Seferberlik
Çağrısı
Değerli halkımız
Toplumsal varlığımızı ve geleceğimizi tehdit eden
dört temel soruna karşı sizleri ortak mücadeleye çağırıyorum.
Birincisi;
Çocuklarımız elden gidiyor
Farkında mısınız, çocuklarımız elden gidiyor.
Uyuşturucu madde kullanımı nedeniyle zehirlenen gençlerimiz sessizce ölüme
gidiyor. Geleceğimiz yok ediliyor. Uyuşturucu kullanımı ilkokul çağındaki
çocuklara kadar inmiş durumda. Gün be gün öldüren ve geleceğimizi yok eden bu tehdide
karşı toplum olarak harekete geçmek zorundayız. Siyasi partiler, STK’lar,
Meslek odaları, yerel yönetimler, mahalli dernekler olarak el ele vererek
gençliğimizi çürüten bu tehdide karşı harekete geçmeliyiz. Geç olmadan, hemen
şimdi…
İkincisi;
Yaşam alanlarımız yok ediliyor
Yıllarca süren savaş ve çatışma nedeniyle ormanlarımız
yakılıyor, Kürdistan’da ekolojik denge bozluyor, yaşam alanlarımız hızla
kirleniyor. İçinde nefes alıp varlığımızı sürdürdüğümüz ekosistem yok ediliyor.
Bu doğa ve çevre yıkımına hep birlikte dur demeliyiz. Gelecek kuşakların
emaneti olan ülkemizin doğasını korumak sadece çevre duyarlığı meselesi değil,
ulusal bir görevdir de.
Üçüncüsü; Kürdistan’ın çok kültürlü yapısı çoraklaşıyor
Cigerxwin’in dediği gibi, Kürdistan Bexçê gulan e.
Kürdistan sadece Müslüman Kürtlerin değil, bu ülkede yaşayan Aleviler, Êzdiler,
Suryaniler, Keldaniler, Ermeniler olmak üzere herkesin yurdudur. Devletin
geçmişte başvurduğu katliamlar bir yana, bu gün hala etnik ve dini azınlıkta
olanlara karşı haksız ve ayrımcı uygulamalar devam ediyor. Bu durum ülkemizin
çok kültürlü yapısının çoraklaşması ve solumasına neden oluyor. Bu tehdide
karşı hep birlikte harekete geçmeliyiz.
Dördüncüsü; Dilimiz yoksa yokuz
Geçmişte dil konusuna çok değindik, bir kez daha
altını çizmek isterim.
Alman Filozof Heidegger, Dil varlığın evidir,
der. Bizim için de Kürtçe varlık nedenimizdir. Kürtçe ulusal hafızamızdır,
tarihsel yürüyüşümüzün kaydıdır. Bizi özgürlüğe götürecek bütün şifreler
dilimizde saklıdır. Ulusal varlığımızı yaşatmanın yolu dilimize sahip çıkmaktan
geçer. Dilimize sahip çıkmak ulusal bir görevdir. Kürtçe dilimizi öğrenmek, konuşmak ve
geliştirmek hepimizin boynunun borcudur. Kürtçeyi konuşmak, öğrenmek ve
geliştirmek için seferberlik ilan etmeliyiz.
Bunun için zamanımız yok, yarın çok geç olabilir.
Tarihsel
bir eşikte bulunuyoruz
Değerli Dostlar
Mücadeleyle dolu bir yüz yılı geride bıraktık. Zor etap
geride kaldı. Ulusal haklarımızı gasp eden güçler derin bir çöküş içinde.
Eskisi gibi yönetemiyorlar. Ortadoğu’da zulüm, sömürü ve talan üzerine kurulu statüko
çatırdıyor. Bölgede yeni bir düzen kuruluyor.
Diğer yandan önümüz hala kesif bir sis perdesi ve
belirsizliklerle kaplı. Geleceği tam olarak kestiremiyoruz. Bizi bekleyen
fırsatlar kadar riskler de var. Ne rehavete kapılmalı, ne de yenilgi psikolojisine
yol vermeliyiz.
Mücadeleye devam edeceğiz, daha güçlü ve kararlı bir
biçimde.
Mandela’nın dediği gibi özgürlüğe açılan kolay bir
yol yoktur.
Bizi uzun ve zorlu bir mücadele dönemi bekliyor.
Özgürlüğün hüküm sürdüğü tepelere ulaşmak
istiyorsak, ölümün kol gezdiği vadilerden geçmek zorundayız.
Karşı karşıya bulunduğumuz engeller ve sorunlarımız
ne kadar ağır olursa olsun, bunun üstesinden gelecek mücadele birikim, tecrübe
ve gücümüz var. Karamsarlığa yer yok. Umudumuzu diri tutacağız. İrademiz güçlü
olacak. El ele vereceğiz. Büyük bir aile gibi kenetleneceğiz. Başımız dik, cesaretle
mücadeleye devam edeceğiz. Her şeye
rağmen ve her koşulda özgürlük mücadelesini büyük bir inançla sürdüreceğiz.
Tarih şahittir ki direnenler kazanmıştır.
Mutlaka kazanacağız.
15.06.2025
Bayram
Bozyel
PSK
Genel
Başkanı